Buradasınız : Ana Sayfa // Yazı-Yorum // “Biliyoruz… Farkındayız… Birlikteyiz!”- Ömer F. Kurhan

“Biliyoruz… Farkındayız… Birlikteyiz!”- Ömer F. Kurhan

Bu yazının başlığı, Vakit gazetesinin “Yala Ama Yutma” oyununu hedef göstermesiyle gündem gelen Kumbaracı50’nin sitesinde yayınlanan ve kamuoyu ile paylaşılan bir bildirinin başlığı. Fakat bu bildiriyi ele almadan önce, “Yala Ama Yutma” oyunu etrafında meydana gelen gelişmeleri özetlemek istiyorum. Çünkü bildiri ile ilgili ulaştığım olumsuz sonuç, bu gelişmelerle doğrudan ilgili.
Şubat başında Vakit gazetesinin “Yala Ama Yutma”ya karşı başlattığı bir saldırı var. 6’dan Sonra Tiyatro topluluğu tarafından 2009 Kasım başında, “Duvarda Çivin Olsun!” sloganıyla sahne sanatlarına kazandırılan Kumbaracı50’de sahnelenmesi planlanan “Yala Ama Yutma”yı hedefleyen bu saldırı tiyatro doğal olarak kamuoyunu harekete geçirdi. Çeşitli tiyatro örgütleri (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, Türkiye Tiyatrolar Birliği, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) Vakit gazetesinin tehditkâr ve açık sansür talep eden “haberini” kınayan bildiriler yayınladılar.
Derken bu işe Beyoğlu Belediyesi’nin de karıştığı anlaşıldı; yangın merdiveni olmadığı gerekçesiyle Kumbaracı50’yi gösteri ve provalara kapattı. Bu kapatma rastlantı olarak değerlendirilmedi. Vakit gazetesinin saldırısına bağlandı ve belediyeye dönük tepkiler de verilmeye başlandı. Olay büyüdükçe büyüyordu. “Yala Ama Yutma” ve Kumbaracı50 etrafında esmeye başlayan rüzgârların fırtınaya dönüşmesi ihtimali beliriyordu. Çeşitli tiyatro çevrelerinde yürüyüş ve protesto eylemleri düzenleme yönünde eğilimler oluştu. En azından Türkiye Tiyatrolar Birliği içinde bu tartışmaların yaşandığını çok iyi biliyorum.
Fakat işler daha da kötüye gidiyor derken, yeni bir gelişmeyle mutlu son gelmiş gibi oldu: Can Dündar’ın 9 Şubat’ta NTV’de yayınlanan Canlı Gaste programına telefonla bağlanan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, kapatmanın “Yala Ama Yutma” ile ilgisiz olduğunu açıkladı. Ayrıca, yangın merdiveni eksikliği giderilir giderilmez Kumbaracı50’nin açılacağını, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’a yaraşır bir şekilde tiyatrolara ve tiyatro mekânlarının çoğalmasına destek verileceğini söyledi. Hatta “İslami değerlere aykırı olduğu” gerekçesiyle hedef tahtasına oturtulan oyunun Kumbaracı50’de sahne alması için kefil bile oldu. Sonrasında Beyoğlu Belediyesi’nin yapıcı bir jest daha gerçekleştirdiğini, Kumbaracı50’nin yangın merdiveni eksikliği henüz giderilmemişken gösteriye değil ama provalara açıldığını duyduk.
AKP’li Beyoğlu belediyesinin geliştirdiği tavır doğal olarak “Yala Ama Yutma”nın gösterimden kaldırılmasını talep eden dinci kesimlerde hayal kırıklığı yarattı. Vakit gazetesinin saldırganlığına açıklamalarıyla destek veren Milli Gazete yazarı Bünyamin Yılmaz 12 Şubat 2010 tarihli “Tiyatro kapattırmışım heyhat!” adlı yazısında Beyoğlu Belediyesi’nin tavrını şu şekilde eleştirdi:
“Beyoğlu Belediye Başkanı bile ‘aman ha dincilerle yan yana görünmeyeyim’ diye söylediklerini bile tartmaktan vazgeçmiş. Sayın Misbah Demircan, oyunun oynanacağı yeri mühürlettiniz. Tepkiler artınca mührü kırdırdınız. Yangın merdiveninden kendinizi kurtarma merdiveni yaptınız eyvallah, lakin anlamadığım bu oyunun konusu hakkındaki görüşlerinizi neden merak edenlere sunmuyorsunuz.”
Vakit gazetesi yenilgiyi kabullenmedi. Bir adım daha atarak hedef tahtasına bir de Garaj İstanbul’da sahnelenen “Dar-ûl Love”ı oturttu. Fakat bu tehdit pek gündemleşmediği gibi üzerine pek kafa yoran da  olmadı Nedense fazlasıyla “Yala Ama Yutma”ya indrigenen bir çerçevede ısrar edildi. Fakat işin içine birden fazla örnek girdiğinde, ancak “Tiyatroma Dokunma!” gibi kampanyalara ve meseleyi meclise ve hükümet yetkililerine kadar götürecek örgütlü bir inisiyatife ihtiyaç duyuluyor. Bu anlamda, Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin “Tiyatroma Dokunma!” kampanyası aslında sezon içindeki olumsuz gelişmelerin tamamına dönük daha bütünlüklü ve yapısal bir kulvar açma hedefine işaret ediyor.
Nihayet bu yazıya başlığını veren, Kumbaracı50’nin sitesinde yayınlanan bildiriye gelecek olursam, bu bildiri aslında “Yala Ama Yutma”nın ve sahneleneceği Kumbaracı50 mekânının hedef gösterilmesine karşı üretilen tepkiler arasında meydana gelen önemli bir ayrıma işaret ediyor.
Bildiri metni ilk bakışta akıl ve sağduyu temelinde kaleme alınmış gibi görünüyor. Aklımızı kullanalım, bizi kör dövüşüne çekecek tepkiler üretmekten uzak duralım, çoğalmaya devam edelim türünden tavsiyeler içeriyor.  Kumbaracı50′nin yöneticisi 6’dan Sonra Tiyatro’nun öncülüğünde hazırlanmış görünen metni imzalayanlar arasında TEB ve TOBAV gibi tiyatro örgütleri de var.
Benim dikkatimi çeken bildirideki şu cümle:
“Yala Ama Yutma ekibi provokatif yayınlar durana dek oyunu erteleme kararı almıştır. Kendileri ve seyircileri için duydukları bu haklı korkuyu; yargı, basın ve kamuoyu üzerinden yürütülecek sağlıklı bir sürecin geliştirileceği güne dek paylaşıyoruz.”
Üzülerek bildirideki bu tavra katılamayacağımı belirtmek istiyorum. Şöyle ki, meselenin “haklı korku” kısmı doğrudur; fakat korkunun yenilgiye uğratılması için “provokatif yayınlar durana dek” gibi bir koşul öne sürmek ve kabul etmek saçmalamaktır. “Yala Ama Yutma” ekibinin ve Kumbaracı50 yöneticilerinin (ya da 6’dan Sonra Tiyatro’nun) sinirleri bozulmuş ve bu türden bir koşula kendilerini bağlamayı tercih etmiş olabilirler. Geride kalanlara düşen ilkesel olarak tiyatro alanında özgürlükçü ve dayanışmacı duruşu tutarlı bir şekilde savunmaya devam etmektir. Vakit gazetesi canı sıkıldıkça saldırdığında ya da bu saldırgan tavır Vakit dışına taşıp çeşitlendiğinde kendi kendimizi oto sansüre mi mahkûm edeceğiz? Saçmalamaktan kastım budur.
Bu süreçte Kumbaracı50’nin sitesini ziyaret edenler görmüşlerdir. Aşırı bir çekingenlik, Kumbaracı50 ya da  6’dan Sonra Tiyatro ile “Yala Ama Yutma” projesi ve ekibi arasına çekilen epeyce kalın ayrım çizgileri, belediye ile aslında bir problem yaşanmadığını ve bu yönde geliştirilen yorum ve eleştirilerin kendilerini bağlamadığı ilanları gözlerden kaçmadı. Fakat bunlar pek sorun edilmedi; ne de olsa tehdit altında bir mekândı Kumbaracı50. “Yala Ama Yutma” ekibinin işi daha da zordu. Sonuçta Kumbaracı50 gösteri mekânı olmayı sürdürebilirdi. Buna karşılık “Yala Ama Yutma” nerede oynansa tehdit altında sayılırdı ve oyunun hazırlık aşamasının sonuna yaklaşmışken ciddi bir moral bozukluğu yaşanmış, oyun teknik ve sanatsal olarak da tehlike altındaydı. Kısacası, mesele hayatiydi ve asıl hedef tahtasında olmayanlar elini taşın altına sokmak durumundaydı.
Öte yandan, doğrudan tehdit algılamasına maruz bırakılmış bir mekânın ya da ekibin sınırlarını aşacak şekilde korkuyu, hayatta kalma ya da sağlık adına geliştirilen taktikleri “paylaşıma” açan, genele yaymayı hedefleyen “Biliyoruz… Farkındayız… Birlikteyiz!” bildirisi, bir teslimiyet ve zinde kuvvetleri göreve çağırma belgesidir. Tiyatronun özgürlük savunusu ne Vakit’in yayınlarına ne de savcılığın bu yayınları derdest etmesine endeksli olmalıdır. Hatta gelinen aşamada bu derdest etme talebinin hayati olup olmadığı bile tartışmalıdır. Vakit’in hedef gösteren yayınları karşısında valilik ya da savcılık görevini yapmamış, yapılan uyarılara rağmen hedef gösteren bu yayınları durdurmamış, AKP’li Beyoğlu belediyesi Can Dündar’ın Canlı Gaste’sinde oyuna kefil olunca resmi düzeyde bir gelişme kaydedilebilmiştir. Gelişmekte olan kamuoyu baskısını değerlendiren AKP’li Beyoğlu belediyesinin yasakçı zihniyete atmak zorunda kaldığı olduğu kazık, hiç kuşkusuz bir kazanımdır.
Vakit gazetesi tarafından tehdit edilen “Yala Ama Yutma”nın oynanması önemlidir, ama belirleyici değildir: Yazar ve ekip hâlâ korku içindeyse, Kumbaracı50 hâlâ bu oyuna mekânını açmaktan endişe ediyorsa, bu kendilerini bağlar. Meseleye duyarlı olanları bağlayan ise, tehdit nereden gelirse gelsin “Yala Ama Yutma”nın ya da “Dar-ûl Love”ın sahnelenme hakkını savunmak ve yeri geldiğinde ortaya çıkan riske ortak olmaktır. Demokratik ve özgürlükçü kamuoyu inşası böyle bir şeydir. Vakit hedef gösteren yayınlarını durduracak mı ya da Vakit’in saldırganlığı karşısında zinde kuvvetler devreye girecek mi, bunlar ölçü değildir. Teatral terimlerle konuşacak olursak, Godot’yu bekleyecek halimiz yoktur.
Süreç boyunca Kumbaracı50’nin sitesinde izlediğimiz ve anlaşılabilir de bulduğumuz tavrın, imzacı bir topluluk eliyle “doğrusu budur” diye sunumunun yapılması, demokratik ve özgürlükçü kamuoyunun örgütlü inşasını önemsizleştirmektir. Korkmak başka, korkuyu bir politika haline getirmek ve rasyonalite olarak sunmaya çalışmak başkadır. Ne yazık ki, “Biliyoruz… Farkındayız… Birlikteyiz!” bildirisi buna hizmet etmiştir. Bu nedenle anlayışla karşılanmaması gereken ve ciddi bir şekilde eleştirilmesi gereken bir tavra işaret etmektedir. Korkacağız, ama neyi bildiğimize, neyin farkında olduğumuza, nasıl birlikte yürüyeceğimize korkunun hükmüyle akıl yürütmeyecek ve karar vermeyeceğiz.
fkurhan.blogspot.com
Kategori: Yazı-Yorum


Yorum Yapın


Copyright © 2010 Tiyatroma Dokunma! . Tüm hakları saklıdır.